Saklamaya çalışma hüznünü; saklayamazsın.O senden bir parçadır artık.Rengi sana bulaşmış, kokusu üstüne sinmiştir bir kere.Ne yapsan da atamazsın.
Hüzünse hüzün .... Gurbetse gurbet....Ayrılıksa ayrılık.Boşver. Yaşa sonuna kadar.
Sen demedin mi en aşina olduğumuz duygu hüzündür diye.Sen demedin mi en iyi yaptığımız şey acı çekmektir diye.Çekeriz öyleyse.
Ayrılmayı en iyi biz biliriz.Kavuşmanın sevincini de.Ağlamayı en iyi biz biliriz.Kahkahalarımızla boş ruhları çınlatmayı da.İçimizin ezim ezim ezilmesini, birlikte geçen günlerin üzerine düşen ayrılık gölgesini en iyi biz biliriz.Varolmak bir sürgündür aslında, hayat bir gurbet şehridir bize.En iyi biz biliriz.
Ondandır coşup dalgalanamaz yüreğimiz dünya haline.Her sevinç bir hüzün saklar bize özel içinde.Her hüzün tanıdıktır ya; mutluluklar sevinçler eğreti durur işte.Yabancı gibi, yolunu şaşırmış gibi, ya da renkli bir yalan gibi.
Mesela.Uçup konamaz kalbimiz yücelere.Bir yanımız bağlıdır en diplere.Mesela.Hiç şımaramayız küçük şeylere.Vaktinden önce büyümüşüzdür.Ya da her büyüyüş vakitsizdir aslında.
Velhasıl hüzün hancı ise kalbimizde, sevinç, coşku, yolcudur orda.Bugün var yarın yok yolcusu kalbimizin....
25 Ağustos 2009 Salı
23 Ağustos 2009 Pazar
ne var şu rakkanilerde(^)
Çocukken bayramları iple çekerdik, ona benziyor rakkanilerime kavuşmayı beklemem. Her kıvrımı aklımdadır, nerde alçalır, nerde yükselir...Önce dereye doğru yokuş inersin, sonra rakkanilerime doğru tırmanış başlar. Nerde kandxu var,nerde buzimca, nerde hangi renk çiçek açar, nerde kestane dökülür yola, nerede ceviz, neresi gizemli,nerde mola verilir, nerde türkü söylenir, neresinin buruk bir anısı var, nerde gece perililer yaşar avucunun içi gibi bilirsin. Yol kenarları başımız yerde çay yüküyle gidiş gelişlerimizdendir santim santim ezberimizdedir. Gece bastırınca bir yanı uçurum gibi derin olan o patika yollardan hoplaya zıplaya dönerdik köye bu sebepten. Tam susadığın yerde akar fındık veya ceviz köklerinden buz gibi sular. Tam yorulduğun yerde oturman için seni bekler yassı taşlar.
Sabahları dedemin elleriyle yaptığı pencereyi kendine özgü melodik gıcırtısıyla açar önce rakkanilere doğru bakardık. Çoğu heyecandan uyku tutmadığı bayram sabahlarında erken uyanır parıl parıl parlaran kuzey yıldızına dökerdik içimizi.
Bu ilk fasıl rakkanilerim hakkında...Yoksa mayası geçmiş hamur gibi taşacaktım kabımdan
Sabahları dedemin elleriyle yaptığı pencereyi kendine özgü melodik gıcırtısıyla açar önce rakkanilere doğru bakardık. Çoğu heyecandan uyku tutmadığı bayram sabahlarında erken uyanır parıl parıl parlaran kuzey yıldızına dökerdik içimizi.
Bu ilk fasıl rakkanilerim hakkında...Yoksa mayası geçmiş hamur gibi taşacaktım kabımdan
28 Nisan 2009 Salı
Kırmızı, canlı....
.jpg)
Ilık bir nisan öğleninde, ders koşturmacasında, birileri mi - belki bir öğrencisi- tutuşturmuştu eline? Yoksa bir yerlerden bulmuş muydu? …Öyle pek de ahım şahım görünmüyordu, kargacık burgacık, hafif soluk bir tomurcuktu işte.Kıyamadı yine de onu atmaya.Zaten dalından kopmuştu, zaten burada ne işi vardı?Bir şansı olsun istedi…Koyuverdi dolabında duran su dolu bardağa.Sonra dolabın kapağını kapatıp üstüne, karanlıkta bıraktı tomurcuğu, unuttu da üstüne üstlük.Koşturmacasına geri döndü…
Gün bitti, akşam oldu, güneş battı, zaman geçti, güneş doğdu, sabah oldu.Belki biraz bıkkın, ama yine de umutlu okula döndü.Derse yetişme telaşında,eşyalarını almak için yanaştı dolaba.Alışıldık hareketlerle, tanıdık bir aceleyle açtı dolabını….
Aman allahım.O da ne?…Çok sıradan bir günün, sıradan bir anında, karşısında hiç de sıradan olmayan bir şey vardı.Kocaman, parlak, canlı, dipdiri bir gelincik…. O karanlığın içinde…Belki anahtar deliğinden gelen ufacık aydınlığa yönelircesine, yüzü ona dönük…Orada…Öylece…Beklemekte….Yüzüne çarparcasına, gözlerine dolarcasına, içini doldururcasına,baştan ayağa kırmızıya bularcasına. Orda. Öylece.Beklemekte…
Bilmemiş mi küçük tomurcuk yalnızlığı.Bilmemiş mi karanlığı.Çok düşünememiş mi.O bunları bilemez miş.O çiçek olmayı bilirmiş.Fırsat bulunca açmayı bilirmiş.Nisan güneşinde tarlalarda parıldamayı.Olgunlaşmakta olan başakların arasında salınmayı bilirmiş rüzgarla. Dalının suya değmesini hissetmiş,yaşamak için, açmak için bulduğu şansı tanımış..Narin dalında harekete geçmiş canlılık.Karanlık dememiş, yalnızlık dememiş, açmış.Bir de ufak ışık sızıntısına yöneltmiş içgüdüleri onu.Yüzünü kapıya dönüp beklemiş.Belki de beklememiş.Sadece neyse o olmuş.Çiçekmiş, açmış.Ama kıpkırmızı, ama capcanlı, ama dopdolu….
Aylardan nisanmış…Gelinciklerin açma zamanıymış…O da açmış.Ha dolapta, ha uçsuz bucaksız bir kırda. Farketmezmiş.O çiçek olmayı bilmiş, bir de açmayı...
8 Nisan 2009 Çarşamba
Burda...
Gelmeyin……Burda biraz kalmalıyım.Burda biraz ağlamalıyım, gülmeliyim…Konuşmalıyım.Susmalıyım.Anlatmalı, dinlemeliyim…Burda biraz hatırlamalıyım...Toprağı kazımalıyım, kurumuş kökleri kaldırmalı, yeni kökler büyütmeliyim… Ayıklamalı, ayıklanmalı, yıkanmalı, arınmalıyım.Dağıtmayın. toplanmalıyım.Uyumalı,uyanmalıyım…Gelmeyin…burda biraz kalmalıyım.Yaralarımı sarmalıyım.Kendi ilaçlarımı kotarmalıyım.Sarmayın. kendimi sarmalıyım.Gelmeyin kendim dönmeliyim…
Sarsmayın.Tomurcuklarım dondu dallarda, kırılıp dökülmesin.Ben sonbahar gibiydim oysa.Dallarında baharlar uyutan. Kış uzun sürdü ama..Tomurcuklarım dondu. Gelmeyin…Isınmalıyım, buzlar çözülene, karlar eriyene kadar….
Lanetlenmiş tarlalar gibiyim. Ya yağmurlarım buharlaşıyor düşmeden toprağıma , ya da seller götürüyor filizlenen tohumlarımı.Susadım oysa ben.Sadece yeterince su istediğim.
Gelmeyin, burada kendi evimde, kendi toprağımda kalmalıyım …Toprağımı kazmalı, suyumu tutmalı, buzlarımı eritmeli, güneşimi ılıtmalıyım.Yapacak çok işim var daha.Siz gelmeyin… Zamanı gelince ben dönerim.
Sarsmayın.Tomurcuklarım dondu dallarda, kırılıp dökülmesin.Ben sonbahar gibiydim oysa.Dallarında baharlar uyutan. Kış uzun sürdü ama..Tomurcuklarım dondu. Gelmeyin…Isınmalıyım, buzlar çözülene, karlar eriyene kadar….
Lanetlenmiş tarlalar gibiyim. Ya yağmurlarım buharlaşıyor düşmeden toprağıma , ya da seller götürüyor filizlenen tohumlarımı.Susadım oysa ben.Sadece yeterince su istediğim.
Gelmeyin, burada kendi evimde, kendi toprağımda kalmalıyım …Toprağımı kazmalı, suyumu tutmalı, buzlarımı eritmeli, güneşimi ılıtmalıyım.Yapacak çok işim var daha.Siz gelmeyin… Zamanı gelince ben dönerim.
25 Mart 2009 Çarşamba
Hadiiii....
Bu sene, buralarda, bahar çoktan gelmiş kapıya dayanmış da....İçimdeki bahar.Dışardakini sabrsızlıkla bekleyen, o gelmeden çoktan gelip yüreğime yerleşen, çoktan şarkılarını mırıldanmaya başlayan, yağmuru, toprak kokusunu, çimen yeşilini, canlanışı, dirilişi sevinçle karşılayan, içimin baharı.O biraz ürkek bu yıl...bazen hiç bir iz yok ondan,ses seda yok...Bazen anlıyorum, ürkek adımlarla merdivenleri çıkışını, kapımı çalmak için elini kaldırıp tereddütle bekleyişini seziyorum.Bekliyorum elim yüreğimde, çal hadi kapıyı dercesine.Bekliyorum.Çoğu zaman vazgeçiyor, geri dönüyor.Bazen isteksizce çalıyor ya kapıyı , huzursuz bir misafir gibi gidiveriyor hemen.Hevesimi oracıkta bırakıp.
Nekadar istesem,nasıl sabırsızlıkla beklesem de; o tanıdık, o heyecanlı, kıpır kıpır başlangıç bir türlü uğramıyor bana. Bakakalıyorum öylece doğanın canlanışına.Onunla birlikte çiçek açmadan,yağmur damlaları yüzüme çarpıp, yüreğime sızmadan, kuşlar gibi kanatlanmadan, tomurcuk gibi patlamadan.Bakıp kalıyorum bekleyen gözlerle.
Neler oluyor böyle, neler oluyor bana?Çimenlere yatsam, avuçlarımı açıp toprağa değdirsem, yüzümü güneşe dönsem,yavru serçelere gülümsesem,kuzularla oynaşsam, bahar bulaşır mı bana da?Nazlı bahar güneşi ısıtır mı beni de?Ne yapmalı?Nerden bulmalı baharın yolunu bana düşürecek şarkıyı?
Sesim geliyor mu bahaaaarr?Neden gelmiyorsun baharrr?Kış görmedin bahara ne lüzum var mı diyorsun.Yoksa senin kışın hala orda bana yer yok mu diyorsun?Söyle neden gelmiyorsun.Hadiii.Hadi ama, bak fazla naz aşık usandırır.Sen gelene kadar bahar çoktan geçmiş olmasın, otlar sararıp solmasın, yazın rehaveti çoktan sinmiş olmasın .Kısadır buralarda bahar, benden söyemesi....
Nekadar istesem,nasıl sabırsızlıkla beklesem de; o tanıdık, o heyecanlı, kıpır kıpır başlangıç bir türlü uğramıyor bana. Bakakalıyorum öylece doğanın canlanışına.Onunla birlikte çiçek açmadan,yağmur damlaları yüzüme çarpıp, yüreğime sızmadan, kuşlar gibi kanatlanmadan, tomurcuk gibi patlamadan.Bakıp kalıyorum bekleyen gözlerle.
Neler oluyor böyle, neler oluyor bana?Çimenlere yatsam, avuçlarımı açıp toprağa değdirsem, yüzümü güneşe dönsem,yavru serçelere gülümsesem,kuzularla oynaşsam, bahar bulaşır mı bana da?Nazlı bahar güneşi ısıtır mı beni de?Ne yapmalı?Nerden bulmalı baharın yolunu bana düşürecek şarkıyı?
Sesim geliyor mu bahaaaarr?Neden gelmiyorsun baharrr?Kış görmedin bahara ne lüzum var mı diyorsun.Yoksa senin kışın hala orda bana yer yok mu diyorsun?Söyle neden gelmiyorsun.Hadiii.Hadi ama, bak fazla naz aşık usandırır.Sen gelene kadar bahar çoktan geçmiş olmasın, otlar sararıp solmasın, yazın rehaveti çoktan sinmiş olmasın .Kısadır buralarda bahar, benden söyemesi....
19 Mart 2009 Perşembe
İŞTE YAŞAYACAĞIM YER (10 yaşındaki oğlum tarafından yazılmıştır :)
Yaşayacağım yer beni mutlu etmeli;hem insanların sevgisiyle hem de çevrenin güzelliğiyle…Yaşamak istediğim yer içimde sevgiyi büyütecek bir yer olmalıdır.
Yanında küçük bir ırmağın aktığı bir evde yaşamak isterdim.Etrafında kırlar, çiçekler ,ağaçlar...Dağlardan güneşin ışıklarıyla parlayan derelerin aktığı,kırlarında çocukların oynadığı küçük bir köy…
Bu köyde o güzel ağaçların dallarındaki yaprakların sararıp yere düşmesini izlemek ne kadar eğlenceli olurdu.Yağan yağmurun derelere karışırken çıkardığı sesleri dinlemek benim için bir mutluluk kaynağı olurdu.
Kış gelince çocukların yüzündeki gülümseme sanki her insanda mutluluk çiçeği gibi…O kırlarda kartopu oynamak, kardan adam yapmak isterdim.Oynamaktan yorulup üşüdüğüm zaman, evlerin bacalarından çıkan hafif duman beni eve sürüklemeye yeterdi.
Eve girdiğim ananemin pişirdiği yemekten ilk kaşığı aldığım sırada içimi bir sıcaklık kaplardı.Sonra geçip şöminenin önüne fincanından çay yudumlayan babamla çıtırdayan ateşi seyrederdik.
Bunlar beni mutlu eder ama insanların sevgisi olmadığı sürece bu mutluluk eksik kalır.Bu mutluluğun eksik kalmaması için insanların içinde sevgi, saygı ve hoşgörü olmalıdır.
İşte beni mutlu edecek yer .Umarım bir gün gelir ben burada yaşarım ve hayallerim gerçek olur.
Yanında küçük bir ırmağın aktığı bir evde yaşamak isterdim.Etrafında kırlar, çiçekler ,ağaçlar...Dağlardan güneşin ışıklarıyla parlayan derelerin aktığı,kırlarında çocukların oynadığı küçük bir köy…
Bu köyde o güzel ağaçların dallarındaki yaprakların sararıp yere düşmesini izlemek ne kadar eğlenceli olurdu.Yağan yağmurun derelere karışırken çıkardığı sesleri dinlemek benim için bir mutluluk kaynağı olurdu.
Kış gelince çocukların yüzündeki gülümseme sanki her insanda mutluluk çiçeği gibi…O kırlarda kartopu oynamak, kardan adam yapmak isterdim.Oynamaktan yorulup üşüdüğüm zaman, evlerin bacalarından çıkan hafif duman beni eve sürüklemeye yeterdi.
Eve girdiğim ananemin pişirdiği yemekten ilk kaşığı aldığım sırada içimi bir sıcaklık kaplardı.Sonra geçip şöminenin önüne fincanından çay yudumlayan babamla çıtırdayan ateşi seyrederdik.
Bunlar beni mutlu eder ama insanların sevgisi olmadığı sürece bu mutluluk eksik kalır.Bu mutluluğun eksik kalmaması için insanların içinde sevgi, saygı ve hoşgörü olmalıdır.
İşte beni mutlu edecek yer .Umarım bir gün gelir ben burada yaşarım ve hayallerim gerçek olur.
14 Mart 2009 Cumartesi
Bilmiyorsun
Bilmiyorsun...Ben çoktan vazgeçtim.Senden değil, senden beklediklerimden.Bilmiyorsun, ben çoktan bıraktım, seni değil, sana dair umutlarımı.Bilmiyorsun, ben çoktan unuttum, seni değil içinde sen olan hayallerimi...
Bu değildi oysa gelmeyi umduğum yer.Bu değildi, geleceğimizi sandığım yer. Ne kadar da safmışım .Ben özelim sanmışım...
Senden verebileceğinden fazlasını isteyecek kadar zalim değildim.Seni senden geçirecek kadar bencil değildim...Bilemedin...Sana kapılarımı açtım sonuna dek giremedin.Korktun çünkü, o kapıdan girerken bırakman gerekenleri hesapladın hep. İleriye değil geriye baktın hep.İşte ozaman asıl sen vazgeçtin.Sonra eskimeye başladı herşey.Hızla solmaya sıradanlaşmaya...
Sözlerime, gülüşüme, ellerime, renklerime kapattın gözlerini.Hep kendine baktın kendi aynanda.Oysa senin aynan olmayı isterdim, baktıkça kendinle barıştığın, sırdaşın olmak isterdim, gönlünde tutamadıklarını paylaştığın.Sadece yorulduğun da soluklandığın limanın değil, rüzgarın olmak isterdim yelkenini doldurduğun.Sonbaharda ıssız kalan dalların, ilkbaharda patlayan tomurcuğun filan değil...Arkadaşın olmak isterdim bir dostça sohbeti çok görmediğin.Bildiğin değil, keşfettiğin, kaçtığın değil yetiştiğin...
Bakma şimdi bu söylediklerime.Korkma ben çoktan vazgeçtim, kendimden değil ama kendim için istediklerimden.Senden değil ama senin için olamadıklarımdan.Büyüdüm artık, korkma, bu son veda...
Bu değildi oysa gelmeyi umduğum yer.Bu değildi, geleceğimizi sandığım yer. Ne kadar da safmışım .Ben özelim sanmışım...
Senden verebileceğinden fazlasını isteyecek kadar zalim değildim.Seni senden geçirecek kadar bencil değildim...Bilemedin...Sana kapılarımı açtım sonuna dek giremedin.Korktun çünkü, o kapıdan girerken bırakman gerekenleri hesapladın hep. İleriye değil geriye baktın hep.İşte ozaman asıl sen vazgeçtin.Sonra eskimeye başladı herşey.Hızla solmaya sıradanlaşmaya...
Sözlerime, gülüşüme, ellerime, renklerime kapattın gözlerini.Hep kendine baktın kendi aynanda.Oysa senin aynan olmayı isterdim, baktıkça kendinle barıştığın, sırdaşın olmak isterdim, gönlünde tutamadıklarını paylaştığın.Sadece yorulduğun da soluklandığın limanın değil, rüzgarın olmak isterdim yelkenini doldurduğun.Sonbaharda ıssız kalan dalların, ilkbaharda patlayan tomurcuğun filan değil...Arkadaşın olmak isterdim bir dostça sohbeti çok görmediğin.Bildiğin değil, keşfettiğin, kaçtığın değil yetiştiğin...
Bakma şimdi bu söylediklerime.Korkma ben çoktan vazgeçtim, kendimden değil ama kendim için istediklerimden.Senden değil ama senin için olamadıklarımdan.Büyüdüm artık, korkma, bu son veda...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)